Raphael
Devrim öncesi Rusya'nın bir yol kasabasında, dün gece ne yaptığını hatırlamayan bir adamın hikâyesi. Devam edecek.
Kapıyı ardından kapattı. Çamurlu yoldan ağır ağır geçen arabanın ardından yola atladı ve karşıya geçti. Kapıyı kilitlememişti fakat henüz bunun farkında değildi. Karşıya geçtikten sonra fötr şapkasını düzeltti. Islak kaldırımda yürümeye başladı. Kafasını kurcalayan birçok soru vardı. Uyandığından beri dün gece ne yaptığını hatırlayamıyordu. Gecenin karanlığında eve gelmiş ve gaz lambasını açık bırakarak uyuyakalmıştı. Sabah kalktığında yatağının yanına gelişigüzel bıraktığı ellerine bakıp üzerlerinde kan damlaları görmüştü. Bir süre hafızasını zorladıktan sonra vazgeçmiş, bir gün öncesinden üstünde kalmış alkol kokan paltosuyla dışarı çıkmıştı. Hala kafasına takılan sorulara cevap bulamamış, bu düşünceli haliyle karşıya geçerken arabacıdan azar yemişti.
Evinin bulunduğu kasaba Moskova'nın güneybatısında bulunuyordu. Avrupa ile yeniden inşa edilmeye hazırlanan bu devletin başkenti arasında bulunduğundan işlek bir yol kasabasıydı. Yerleşik nüfusun az olmasına rağmen şehir yılın hemen hemen her zamanı kalabalık olurdu. Avrupalı ve Rus tüccarlar burada mola verir, yolculukları için gereken erzakları buradan temin ederlerdi. Kasaba çar tahttan indirildikten sonra iyice bakımsızlaşmıştı. Özellikle dünya harbi günlerinde, bir yandan isyanlarla uğraşmakta olan hükümet cephelere yeterli erzak gönderemiyordu. Bu sebeple askerler yol üzerinde bulunan kasabalardan medet umuyorlar, kasaba halkı da bir deri bir kemik kalmış bu cesur gençlere ellerinde bulunanları veriyorlardı. Fakat bu durum kısa zamanda hırsızlıkların çoğalmasına yol açmış, kasabalıların alışık olmadığı bu durum onları ahlaksızlaştırmış ve fakirleştirmişti. Bir zamanlar çarlık askerleri tarafından yıkanan yollar şimdilerde bakımsızlaşmış ve üç gün önce yağan karın erimesiyle yer yer çamurlu ve pis bir göle dönüşmüştü.
Bunları aklından geçirirken bir anda omzuna bir el dokundu. Kafası meşgul olduğundan hemen tepki veremedi fakat omzundaki elin parmaklarının onu sıkıca tuttuğunu farketmişti. Havanın soğuğuna karşı koyamayan paltosundan tutan el onu sıkıca kendine doğru çevirdi. Şapkası yere düşmüştü.
Devam edecek...
Özgün Barış Kır